top of page

Hayatın Parantez İçleri

Belki de hafızamız olayların kendisinden çok gölgelerini saklamayı seviyor.


Herkese merhaba! Nasılsınız? TuruncuParantez geri döndü. Bugün konumuz hayatın parantez içleri.


Bir söz, bir müzik ya da bir kokuyla yıllar öncesinden bir anıyı hatırlayabilmek, insan beyninin

ne kadar eşsiz olduğunun bir göstergesi değil mi? Beni her zaman büyülemiştir.


Peki böyle anlarda geçmişten gelen o anıları hangi noktadan hatırlamaya başlıyorsunuz? Anıyı paylaştığınız insanları mı? O anın nasıl başladığını ya da bittiğini mi? Ne hissettiğinizi, havanın durumunu, bulunduğunuz mekânın detaylarını, saati, söylenen bir sözü ya da üzerinizde ne renk kıyafet olduğunu mu?


Gerçekte olayın kendisini hatırladığımızı sanıyoruz. Ama aslında aklımızda kalanlar çoğu zaman parantez içleri oluyor. Yani o zamanki versiyonumuzun fark ettiği minik detaylar.


Geçtiğimiz sabah uyandığımda, kendime gelmeye çalışırken nedenini ve nasıl olduğunu anlamadan çocukluğumdan bir görüntü belirdi gözümde. Sanırım dört ya da beş yaşlarındayım. Yanımda bir çocuk daha var ama kardeşim olamayacak kadar büyük. Yüzünü net hatırlamıyorum; yalnızca varlığını biliyorum. Muhtemelen bir sokak arkadaşı.


Bir balkonda oturuyoruz. Kaçıncı katta olduğumuzu hatırlamıyorum ama bana bir gökdelenin en üst katı kadar yüksek geliyor. Bir şey düşüyor balkondan ve ben onu yakalayamıyorum. Sonrası yok. Düşen şey kayboluyor. Annem sanki endişeleniyor.

Hatırladığım ana hatlar bundan ibaret.


Ama bu görüntü ilk aklıma geldiğinde düşündüğüm ilk şey yüksekten duyduğum rahatsızlık ve güneş, evet sadece güneşin o sarı rengi oldu. Olayın kendisi ve anlattığım diğer ayrıntılar, ancak üzerine düşündükçe zihnimde şekillendi.


Belki de yaşanan olay bambaşkaydı.


İşte hafıza böyle bir şey. Eksik kalan yerleri dolduruyor, silinen köşeleri yeniden boyuyor.


Yıllar geçtikçe anının kendisini değil, onun bizde bıraktığı izi hatırlıyoruz.

Sizin de çocukluğunuzdan, başkalarından duyduğunuz için kendi anınız olduğunu sandığınız hatıralar; rüya mı gerçek mi olduğundan emin olamadığınız küçük görüntüler; birilerinin size anlattığı için yaşadığınıza inandığınız anılar vardır mutlaka.


O hatıraları çağırmak istediğinizde zihninizde ilk beliren şey çoğu zaman parantez içleri oluyor.


Hayat dediğimiz şey büyük olaylardan çok parantez içlerinden oluşuyor.


İşe giderken fark ettiğimiz bir koku, yıllar sonra hatırlayacağımız bir şarkı, yolda gördüğümüz bir köpek, beklenmedik bir telefon konuşması, masanın üzerinde duran cüzdan...


Günün büyük kısmı unutuluyor. Ama o küçük detaylar kalıyor. Yıllar sonra dönüp baktığımızda hayatın tamamını değil, arasına sıkışmış parantez içlerini hatırlıyoruz.


İlginç olan şu ki, çoğu zaman anının merkezinde ne olduğunu unutuyoruz. İlkokulda arkadaşlarınızla heyecanla ne konuştuğunuzu değil, cam kenarında oturduğunuzu hatırlıyorsunuz değil mi? Çünkü cam kenarında oturmak o yaştaki versiyonunuz için daha önemliydi.


Hafızamız olayların kendisinden çok gölgelerini saklamayı seviyor.


Ben bu yüzden bir koku ya da bir müzikle geçmişe döndüğümüzde yalnızca bir anıyı hatırlamadığımızı düşünüyorum. O sırada olduğumuz kişinin de kısa bir anlığına geri geldiğine inanıyorum. Gölgelerde yaşamaya devam eden versiyonumuzun.


Bu yüzden bazı anılardan kaçarken bazılarını tekrar tekrar yaşamaya çalışıyoruz. Bazıları yüzümüzde sıcak bir gülümseme bırakırken bazıları kalbimizde açıklayamadığımız bir özlem uyandırıyor.


Nostalji sandığımız şeyler aslında kendimizin o haline duyduğu özlem olabilir mi, ne dersiniz?


Bazı insanların günlük tutmayı sevmesinin nedeni de bu aslında. Geçmişin küçük ayrıntılarını saklamak, zihinde kalan parçaların o günkü hâline yeniden ulaşabilmek.

Çünkü bugün önemsiz görünen bir anın, yıllar sonra hafızamızda hangi detayla yaşayacağını bilmiyoruz.


Belki gelecekte bugün yaşadığımız günü hatırlamayacağız. Çünkü hepimiz rutinlerle dolu bir hayat yaşıyoruz. Ya da sonsuz ve hızla değişen olaylara maruz kalıyoruz. Bir şeyi hatırlamak gittikçe zorlaşıyor. Ama sabah içtiğimiz kahvenin kokusunu, pencereden içeri süzülen ışığı ya da biriyle ettiğimiz kısa bir sohbeti hatırlayacağız. Bugün olduğumuz o kişi neleri gerçekten gördüyse onu.


Gelecekteki hatıralarımızı aslında bugün, fark etmeden biriktiriyoruz.


Parantez içleri yalnızca anılarımızda yaşamıyor. Bugün olduğumuz insanın üzerinde de sessizce iz bırakıyor.


Peki sizin parantez içlerinizde neler var?



Yorumlar


bottom of page